Moda Dergi Tv
Güzellik ÜstüneMakyajModaYaşam ve Sağlık

Poz, mahremiyeti tamamen ifşa etmek yerine onu askıda bırakır…

Lennart Brede’nin fotoğraf pratiği, analog siyah-beyaz estetiğin yalın ama yoğun anlatım gücüne dayanır. Moda ve sanat fotoğrafçılığı arasında konumlanan işleri, bedeni yalnızca bir nesne olarak değil; ışık, mekân ve bakış aracılığıyla anlam üreten bir yüzey olarak ele alır. Doğal ışığın sert kontrastları ve belirgin gölgeler, figürü arka plandaki bitkisel dokudan ayırırken aynı zamanda onunla organik bir bütünlük kurar.

Bu karede kadının bedeninin izleyiciye yarı dönük oluşu, hem bir mesafe hem de bir açıklık hissi yaratır. Poz, mahremiyeti tamamen ifşa etmek yerine onu askıda bırakır; sırtın ve omuz hattının kıvrımı, saklı olanla görünen arasındaki gerilimi güçlendirir. Ancak modelin doğrudan ve yoğun bakışı, bu geri çekilişi dengeler. Gözlerdeki ifade, izleyiciyle sessiz ama güçlü bir temas kurar; bedenin kısmi gizliliğine rağmen psikolojik bir açıklık sunar. Brede’nin tekniği burada, fiziksel çıplaklığı dramatize etmekten ziyade, bakış ve duruş üzerinden kurulan derin bir etkiye dönüştürür.

Tuğçe Diri’nin üretim pratiği, mekânı yalnızca temsil edilen bir unsur olarak değil, hafızası, katmanları ve izleriyle birlikte yeniden kurulan bir yüzey olarak ele alır. Sanatçı, mimari parçaları, gündelik alanlara ait detayları ve fragmanları desen aracılığıyla çözümleyerek onları soyut bir kompozisyon içinde yeniden bir araya getirir. Bu yaklaşım, mekânın fiziksel gerçekliğini değil, bellekteki kırılgan ve parçalı hâlini görünür kılar.

Bu kağıt işte siyah çizgisel müdahaleler ile yüzeyde açılan boşluklar arasındaki ilişki dikkat çeker. Desen, mekânsal referansları tam olarak tanımlamak yerine onları dağıtır; kemer formunu andıran bir eğri, pencere ya da iç mekân izlenimi veren parçalı bloklar, yüzeyde dağılmış işaretler hâlinde belirir. Kağıdın kendisi burada yalnızca bir taşıyıcı değil, aktif bir unsur olarak devrededir. Oyulan, kesilen ya da katmanlandırılan alanlar, mekânın hem varlığını hem de silinişini aynı anda hissettirir.

Ramazan Can’ın üretim pratiği, kişisel hafıza ile kolektif kültürel miras arasında kurduğu güçlü bağ üzerinden şekillenir. Sanatçı, özellikle göçebe kültür, aidiyet, yer değiştirme ve kimlik meseleleri etrafında yoğunlaşır; ancak bu temaları tek bir teknik ya da disipline bağlı kalmadan ele alır. Resimden heykele, tekstil referanslarından nesne yerleştirmelerine uzanan üretim çeşitliliği, onun pratiğinde belirgin bir “dil ayrılığı” yaratır. Konu süreklidir; fakat ifade biçimi sürekli dönüşür.

Bu eserde göçebe kültürün temsiliyeti hem biçimsel hem de kavramsal düzlemde görünür hâle gelir. Halıyı andıran tekstil öğesi ile pikselize edilmiş, dijital estetiğe yakın yüzeyin bir aradalığı, gelenek ile çağdaş görsel dil arasında bir gerilim kurar. Göçebe kültürün en temel simgelerinden biri olan taşınabilirlik, burada malzeme ve form üzerinden yeniden düşünülür. Halı, tarihsel olarak hem barınma hem kimlik hem de anlatı taşıyıcısıdır; aynı zamanda katlanabilir, taşınabilir bir yüzeydir. Eserdeki kıvrılan form, bu hareket hâlini fiziksel olarak görünür kılar. Sarı zemin üzerindeki floral motiflerin modüler, neredeyse dijital bir yapı içinde üretilmiş olması, kültürel hafızanın güncel üretim teknikleriyle yeniden kodlandığını düşündürür.

Bu eser form olarak muskayı bire bir takip eder. Ancak geleneksel olarak mürekkep, kağıt ve deriyle üretilen muska burada LED panel, bilgisayar kodu ve pleksiglas aracılığıyla yeniden beden kazanır. İçerisinde yer alan Celcelutiye Duası, ışıklı bir sistem üzerinden görünür hâle gelir; metin artık elle yazılmış bir dua değil, bir ve sıfırlardan oluşan dijital bir veri dizgesine dönüşmüştür. Böylece eser, biçimsel olarak geleneğe sadık kalırken, malzeme ve üretim dili açısından radikal bir dönüşüm önerir.

Bu seri, temel bir soruyu ortaya atar: Kağıt ve mürekkebin atfedilen koruyucu değeri, dijital çağda bilgisayar kodundaki bir ve sıfırlar tarafından üstlenilebilir mi? Manevi gücün taşıyıcısı değiştiğinde, inanç nesnesinin işlevi de değişir mi? Sonel, muskayı yalnızca yeniden üretmez; onun ontolojik statüsünü sorgular. Işığa ve koda dönüşen dua, maddeselliğini yitirirken başka bir tür varlık kazanır. Böylece eser, geleneği bugünün teknolojik diliyle yeniden düşünmeye davet eden, hem biçimsel hem kavramsal bir eşik alanı yaratır.

Related posts

Sırları Boş Verin, Demi Moore’un Saçları “Tarih, Enerji ve Dualarla” Dolu…

Moda Dergi

Eda Taşpınar her mevsim yazı yaşıyor!..

Moda Dergi

Elif Buse Doğan “Dualarım Seninle”

Moda Dergi

Leave a Comment

This message appears for Admin Users only:
Please fill the Instagram Access Token. You can get Instagram Access Token by go to this page

Translate »