Metot oyunculuk, karakteri yüzeyde canlandırmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Oyuncu rolün psikolojisini, beden dilini ve reflekslerini iç dünyasına taşıyor. Son birkaç yıldır ise bu yaklaşımın set sınırlarını aştığına ve kırmızı halıya uzandığına şahitlik ediyoruz. Karakterin estetiği, filmin tanıtım sürecinde oyuncunun stiline entegre edilmeye başladı. Bu dönüşümün en görünür örneklerinden birini Margot Robbie, Barbie döneminde ortaya koymuştu hatırlarsanız. Film turu boyunca Barbie’nin arşiv referansları, renk paleti ve siluetleri karakter evrenini kırmızı halıya taşımıştı. Zendaya da Margot gibi Dune ve Challengers süreçlerinde aynı stratejiyi farklı biçimlerde uygulamıştı. Kısa bir süre önce de Jenna Ortega’yı Wednesday tanıtımlarında karakter atmosferini stil ve güzellik kodlarıyla benimserken görmüştük. Metot oyunculuk yöntemi önce stile dönüşmüş, sonra da güzellik kodlarına kadar genişlemişti. Şimdilerdeyse aynı metot güzellik tekniğini, Ortega’nın koyu ve dağınık estetiğinin ardından, Robbie’nin Wuthering Heights galalarında kurduğu melankolik ve Viktoryen referanslı güzellik dilinde görüyoruz.

Margot Robbie’nin Wuthering Heights sürecindeki güzellik kurgusu ciltle başlıyor. Ciltte porselen ve kusursuz bir doku hedeflenmiyor. Donuk ve ağır bir kapatıcılık tercih edilmiyor. Daha doğal ve geçirgen bir ten algısı ön planda. Fondöten ışığı tamamen kapatmıyor, cilt dokusu görünmez hâle getirilmiyor. Kontür keskin çizgilerle inşa edilmemiş. Gölge daha yumuşak ve homojen. Ciltte matlık yok ama aydınlatıcı da sınırlı kullanıma sahip. Cildin yüksek bölgeleri hafifçe canlandırılmış ancak cam etkisi verilmemiş. Allıksa cilt makyajının merkezinde yer alıyor. Filmde, karakterin yanaklarındaki rüzgar değmiş hissi ve o doğal pembelik çokça konuşulmuştu. Robbie’nin makyaj artisti bu etki için Chanel’in No1 Lip and Cheek Balm’ını kullandığını açıklamıştı. Rengi doğal bir ışıltıyla yanaklara bırakan bu formülün verdiği efekt, gala makyajlarında da aynı şekilde kullanılmış. Allık elmacık kemiğine blok hâlinde yerleşmeden doğal kızarma hattını ve ışıltısını takip ederek uygulanmış. Tercih edilen tonlarsa soğuk pembe ile sağlıklı şeftali arasında dengede.
Bu makyajda bakışlar ve dudaklar geri planda kalıyor. Göz makyajında grafik çizgiler yok. Kirpik diplerine yedirilmiş kahve ve gri tonlar bakışı çerçeveliyor. Eyeliner keskin bir hat oluşturmuyor, gölge gibi dağılıyor. Maskara kirpikleri belirginleştiriyor fakat dramatik bir yoğunluk yaratmıyor. Dudaklarda ten alt tonuyla uyumlu nude ve gül kurusu tonlar kullanılırken sert çerçeveler makyaj sahasının dışında kalıyor.

Gelelim bu bu güzellik portresinin en güçlü unsuru olan saçlara. Görünümün romantik ve çabasız duruşunu onlar veriyor. Sabitlenmemiş ve sert kıvrımlardan oluşmayan çabasız dalgalar ve buklelerle yapılan çeşitli saç modelleri, Margot’nun melankolik güzelliğini tamamlıyor. Serbest hareketlere sahip dalgalar bazen salık bırakılmış bazen gevşek bir topuz içinde toplanmış. Bu hafif dağınık yapı, kıyafetlerin ve yaratılan atmosferin romantik tonunu güçlendiriyor.
Senaryo, stil, saç ve makyaj: Bu bütünlük, tek tek makyaj adımlarının ötesinde daha büyük bir dönüşüme işaret ediyor. Jenna Ortega’nın koyu ve dağınık estetiği bir dönemin ruh hâlini tanımlamıştı. Şimdi Robbie’nin doğal teni, canlı elmacık kemikleri ve serbest düşen dalgaları başka bir atmosferi öne çıkarıyor. Eğer dönemin estetik yönü oyuncular üzerinden şekilleniyorsa, sıradaki referansımız romantik, melankolik ve kontrollü bir doğallık olabilir.
