Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken Doç. Dr. Ebru Yüce, şehrin en çok okunan yayını Ankara Life Dergisi’nin konuğu oldu. Kadın sağlığından tüp bebek tedavilerine, güncel yaklaşımlardan merak edilen sorulara kadar birçok önemli başlığı değerlendiren Yüce, mesleki deneyimlerini ve hasta odaklı yaklaşımını bizimle paylaştı.

İyi okumalar dileriz.
“Anne olmak istiyorum ama henüz hazır değilim” diyen kadınların sayısı giderek artıyor. Sizce yumurta dondurma günümüzde bir ‘tercih özgürlüğü’ mü, yoksa değişen yaşam koşullarının kadınlara sunduğu bir zorunluluk mu?
Yumurta dondurma kadınlara sunulan önemli bir üreme hakkı ve tercih özgürlüğüdür. Ancak günümüzün sosyal ve ekonomik koşulları düşünüldüğünde, birçok kadın için aynı zamanda geleceğe yönelik bir güvence arayışına da dönüşebiliyor. Çünkü kadınlar artık eğitim, kariyer, kişisel hedefler ve doğru partneri bulma gibi nedenlerle annelik planlarını daha ileri yaşlara erteleyebiliyor. Kadınların yaşla birlikte azalan doğurganlık potansiyeli yumurta dondurma teknolojisi ile korunmakta ve kadınlara zaman kazandıran önemli bir seçenek sunmaktadır.
Toplumda hâlâ yaygın olan “Nasıl olsa yumurtamı dondururum, ileride kolayca anne olurum” algısı ne kadar gerçekçi? Yumurta dondurma işleminin başarı oranlarını belirleyen en kritik faktörler nelerdir?
Bu, toplumda en sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri. Yumurta dondurma teknolojisi üreme tıbbında çok önemli bir gelişme olsa da, gelecekte anne olmanın garantisi değildir. Aslında yumurta dondurma bir “sigorta” değil, doğurganlığı koruma yöntemidir. Başarıyı belirleyen en önemli faktör, yumurtaların dondurulduğu yaştır. Çünkü kadın yaşı ilerledikçe sadece yumurta sayısı değil, yumurtaların genetik kalitesi de azalır. Bu nedenle 30’lu yaşların başında veya ortalarında dondurulan yumurtalarla elde edilen başarı oranları, ileri yaşlarda dondurulan yumurtalara göre belirgin şekilde daha yüksektir.
Doğurganlığın korunması denildiğinde çoğu kişinin aklına yalnızca ileri yaş geliyor. Oysa hangi sağlık sorunları veya yaşam koşulları kadınların doğurganlıklarını daha erken dönemde tehdit edebiliyor?
Özellikle kanser nedeniyle kemoterapi veya radyoterapi alacak hastalarda tedavi öncesinde doğurganlığın korunması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra endometriozis, erken yumurtalık yetmezliği riski taşıyan bazı genetik hastalıklar, yumurtalık kistleri nedeniyle tekrarlayan cerrahiler ve bazı otoimmün hastalıklar da yumurtalık rezervini olumsuz etkileyebiliyor. Sağlık sorunlarının yanında sigara kullanımı, yoğun stres, düzensiz yaşam alışkanlıkları, obezite veya aşırı düşük kilo gibi durumlar üreme sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.

Kanser tedavileri gibi zorlu süreçlerde doğurganlığın korunması hayati önem taşıyor. Bu noktada yumurta dondurma, genç kadınlar için nasıl bir gelecek güvencesi sağlayabiliyor?
Kanser tanısı alan genç bir kadın için öncelik elbette yaşamını korumaktır. Ancak günümüzde tedavi başarısının artmasıyla birlikte, hastaların tedavi sonrası yaşam kalitesi ve geleceğe dair hayalleri de en az tedavinin kendisi kadar önem kazandı. Anne olabilme umudu da bu hayallerin en değerli parçalarından biri. Kemoterapi ve bazı radyoterapi uygulamaları yumurtalıklara zarar verebilir, yumurta rezervinde ciddi azalmaya veya kalıcı infertiliteye yol açabilir. Bu nedenle tedavi başlamadan önce yapılan doğurganlık koruma uygulamaları, hastaların gelecekte çocuk sahibi olabilme şanslarını korumak açısından büyük önem taşır. Ben hastalarıma her zaman şunu söylüyorum: Kanser tedavisi bugünümüz için verilen bir mücadeledir; doğurganlığın korunması ise yarınlarımız için yapılan bir yatırımdır. Tedavi öncesinde atılan bu adım, yıllar sonra bir kadının kucağına alacağı bebeğe uzanan yolun başlangıcı olabilir.

Kadınlar yumurta rezervlerini korumak adına hangi yaşlarda ve hangi sıklıkla değerlendirme yaptırmalı? Geç kalındığını gösteren işaretler var mı?
Kadınların yumurtalık rezervindeki azalma çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve birçok kadın bu durumun farkına ancak gebelik planladığında varır. Genel olarak her kadının 30’lu yaşlarının başında yumurtalık rezervi hakkında bilgi sahibi olmasını öneriyorum. Özellikle ailesinde erken menopoz öyküsü bulunanlar, endometriozis tanısı olanlar, yumurtalık ameliyatı geçirenler veya kanser tedavisi planlanan kadınlar daha erken dönemde değerlendirilmelidir. AMH testi ve ultrasonografi ile yapılan yumurtalık rezervi değerlendirmeleri, geleceğe yönelik planlama açısından önemli bilgiler sağlayabilir. Yumurtalık rezervinin azalması çoğu zaman sessiz ilerlese de bazı işaretler dikkat çekici olabilir. Adet düzeninde değişiklikler, adet miktarında belirgin azalma, ailesel erken menopoz öyküsü veya yapılan tetkiklerde düşük yumurtalık rezervi saptanması, zaman kaybetmeden değerlendirilmesi gereken durumlardır.
Geleceğin üreme tıbbına baktığınızda, doğurganlığın korunması ve yumurta dondurma teknolojilerinde önümüzdeki 10 yıl içinde hangi gelişmelerin kadınların hayatını değiştireceğini öngörüyorsunuz?
Özellikle doğurganlığın korunması alanında artık sadece tedavi eden değil, gelecekteki üreme potansiyelini öngören ve koruyan bir tıp anlayışına doğru ilerliyoruz. Yakın gelecekte yapay zekâ destekli sistemlerin yumurta kalitesini, embriyo gelişimini ve bireysel gebelik olasılıklarını çok daha hassas şekilde değerlendirebildiğini göreceğiz. Ancak bana göre önümüzdeki dönemin en büyük değişimi teknolojiden çok farkındalık alanında olacak. Kadınlar artık doğurganlıklarını sadece çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde değil, yaşam planlarının bir parçası olarak değerlendirmeye başlayacaklar.
