Take a fresh look at your lifestyle.

Bir takım ek gıda meseleleri… Zelal Aytin GÜNGÖR

9.5 aydan herkese merhabalar.. Kuzucuk çocuk olma yolunda emin adımlarla ilerlerken heyecanla onu izlemeye devam ediyorum. Evin içinde sürekli bağıran, çirkin olmaya çalışıp; beceremeyen, öpücük atmaya çalışan ama hala diş çıkartmayan ve emeklemeyen bir tombişim var. Bu arada hala yapışık ikiz gibi yaşıyoruz. Elimi tutmadan uyumuyor. Oyun oynarken bile bir yandan benimle temas etmeye çalışıyor. Bu durumdan hem büyük bir keyif alıp hem de çok zorlanıyorum. Ama şuan için en zorlandığım konu ek gıda meselesi. Kendime yemek yapmaya üşenen ben her gün 4 farklı öğün hazırlıyorum.

Sabah kahvaltı
1 dilim rondolanmış ekmek (hipp marka organik bebek ekmeği kullanıyorum)
½ kibrit kutusu taze kaşar (ada marka organik kaşar peynir kullanıyorum)
1 ya da 2 adet domates (kabuklarını soyup, çekirdeklerini çıkartıyorum ve suyla pişiriyorum)
½ yumurta sarısı
2 tatlı kaşığı zeytinyağı
1-2 damla limon
Öğlen yemeği
1 avuç fasulye (fasulyeyi her gün farklı bir sebzeyle değiştiriyorum)
1 ceviz içi kıyma
1 tatlı kaşığı bulgur ya da pirinç
1 arpacık soğan
1,5 ajda bardağı su
Akşam yemeği
Tavuk, et veya balık kullanıyorum
Tavuk ve et hazırlarken;
1 tavuk budu veya kuzu eti
1 domates
1 diş sarımsak
Yarım patates
Yarım havuç
10-15 adet bezelye


Balık hazırlarken fırında zeytinyağı, limon, sarımsak ve domatesle pişiriyorum.
Ve bütün bunları her gün farklı şekilde sebzeleri değiştirerek uydurmasyon versiyonlarını hazırlıyorum. Emzirirken ve sonrasında mama verirken ne kadar rahatmış, o günlerin kıymetini bilememişim.
Bu ay itibariyle hemen hemen bütün meyveleri de azar azar denemeye başladım. Lalin doğduğu günden itibaren hep çok alerjikti. Yeni bir besin denerken 3 gün kuralı uyguluyorum. Alerjisi olursa bir süre kesip, sonra tekrar tekrar azar azar deniyorum.
Ve yazımı bitirirken bu ayın en önemli günü 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlamadan geçemeyeceğim. En çok çocuk yaşta sırtında bir sürü yükü olan, sokaklarda yaşamak zorunda kalan, terk edilmiş, sevgisiz bırakılmış, çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda bırakılmış bütün evlatlarımıza sarılıyorum. Hastalıkla savaşan, çocuk haliyle acılara katlanmak zorunda kalan o minik evlatlarımıza da sağlık diliyorum. Bir mucize olsa ve keşke bütün dünyada ki çocuklar huzur ve sevgi içinde sağlıkla büyüyebilseler…
Bu ay itibariyle artık ‘hayır, evet’ gibi temel kelimeleri anlamaya başladı. Sabahları babasını işe yolcularken ağlamaya, sürekli dışarıya çıkmak istemeye başladı. Zaman zaman ‘baba’-‘anne’ ye benzer kelimeler söylese de tam anlamıyla kelime kullanmaya başlamadı ama sesleri taklit etmekte ve bağırmaktan bizim tontişin üstüne tanımam.

Comments are closed.