Take a fresh look at your lifestyle.

Duygusal Yalnızlık… Mehtap Şafak

“Yalnızlık” kelimesi ne çok duyulur ve de hissedilir oldu değil mi?
Kelime anlamından öte kişide bıraktığı öznel anlamı nedir acaba? Öznel anlamına “Duygusal Yalnızlık!” demek yerinde olur.


Bu psikoloji özellikle başkalarıyla yeterince duygusal yakınlık kuramamaktan kaynaklanıyor. Bu kaynak da geçmişe dayanıyor.
kapak Kendisiyle meşgul olan ebeveynlerin
çocuklarına duygusal yakınlık
gösterememesinden dolayı; yalnızlığın
çocukluk döneminde başladığını çoğumuz
biliriz. Köşeye bucağa, ‘uslu dur’ tembihlerine,
fark edilmek için yapılan yaramazlıklara ya
da küçülmüş giysilerin arasına saklanmış
bu duygusal açlık, gün geliyor ve benliğin
neredeyse tamamına hâkim oluyor.
Birey, istediği kadar eğitim ve kariyer açısından
büyüsün, farkına varamadığı o yalnızlık
yırtığından iyileştirici duygularını gaibe akıtıp
durur. Bir de bakar ki boşlukta yapayalnız.
Aslında bildik, tanıdık bir duygudur bu yalnızlık.
Çocukluğun mirası gibi…
Duygusal olarak olgunlaşmamış ailede
büyümek, üşüten bir deneyimdir. Bu
ebeveynler, çocuklarının fiziksel sağlığına
önem vererek, yiyecek ve barınma ihtiyaçlarını
karşılayarak asli görevlerini yerine getirdiklerini
düşünür; ancak birincil ihtiyaç olan duygusal
ihtiyaçlar göz ardı edilir. Çevrenizde böyle
aileler ne çok değil mi? Allahtan sizler
değilsiniz. Hep başkalarıdır eksik davranan…
Çocuklarıyla sağlam ve sağlıklı bağ
kuramayanlar, evladının yüreğinde güven
duygusunu yeşertmek yerine ayrık otları gibi
güvensizlik duygularını yeşertir.
Özellikle ailesi tarafından görülmemenin
verdiği yalnızlık duygusu, fiziksel yaralanma
gibi acı verir.
Üstelik bu acı içseldir, dışarıdan görülmez, sevgi haricinde hiçbir ilaçla da iyileşmez. Bu sinsi duygu anlaşılması güçtür ve kişiye özel bir deneyimdir. Bu nedenle, görülmesi ya da anlaşılması zordur.
Duygusal yalnızlığı; boşluk ya da kalabalığın içinde kaybolma olarak adlandırabiliriz. Dostlarımıza zor bela hislerimizi anlatmaya çalıştığımızda “Son zamanlarda pek gelip gitmiyorsun, kendini iyice kapattın, işten başını kaldırıp bizimle ilgilenmiyorsun ki ya da hepimiz böyleyiz” yanıtını alabiliriz. Oysa bu duygu, fiziksel yalnızlıktan tamamen başkadır.
Yalnızlık aile mirasıdır!

Ebeveynliği tam kavrayamamış anne ve babaların çocukları büyüdüğünde, görünüşte normal bir hayat sürseler bile temelde boşluk yaşarlar. Ne istediğini dillendiremez; çünkü kendisi de bilemez. Onu huzursuz eden duyguyu adlandıramadıkça huzursuzluğu ve kaygısı artar. Dışarıdan “Doyumsuz” olarak yaftalanabilir. Bu kişiler, farkında olmadan alışık olduğu ebeveynlere benzer insanları, kendilerine yeterince duygusal bağ sağlamayan ilişkileri seçerse, yalnızlıkları yetişkinlikte de devam edebilir. Okula gidebilir, çalışabilir, evlenebilir, önemli mevkilere gelebilir, kendi çocuklarını büyütebilirler ama temelde yer alan duygusal dışlanma hissi akıllarından bir türlü çıkmaz.

Mehtap ŞAFAK

Comments are closed.